TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 7 DERS ÖZETİ

ÜNİTE 1 – GİRİŞ1 KONU – GİRİŞEdebiyat ile Düşünce Akımları- Felsefe Arasındaki İlişki

Edebiyat güzel sanat dallarından biridir. Diğer bilim dalları ve Felsefe ile yoğun ilişki içindedir. Felsefe genel anlamda insanı, doğayı, evreni ve değerleri anlamak için en kapsamlı araştırma olarak karşımıza çıkar.  Bu iki alan konu bakımından benzerlik gösteriyor.  İki alan da insanı ilgilendiren konuları ele alır. Edebi eserler içerik olarak felsefi boyutlara sahiptir. Türk ve dünya edebiyatına yön veren edebi akımların ortaya çıkması bir felsefi düşünceye dayanır. Filozoflar da edebiyatın anlatım imkanını kullanarak düşüncelerini edebi eserlerle yarınlara bırakmıştır. Sanatçılar felsefede içerik bakımında yararlanırken edebi eserleri felsefi bir eser olmaz. İki tür de eserlerin birtakım noktaları üzerinde ortak olsa da temel olarak konuyu ele alışları, amaçları, dili kullanmaları ve temel özellikleri farklıdır. Edebiyat ve felsefe arasındaki farklılıklar şunlardır:

  • Edebiyatın amacı güzellik duygusuyken felsefede bazı konularda sistematik düşünce ortaya konur.
  • Edebiyatta söz söyleme esasken felsefe de ise içerik önemlidir.
  • Edebiyatta duygular ön plandayken felsefede aklı ve mantık ön plandadır.
  • Edebiyatta dil sanatsal işlevde kullanılırken felsefe de göndergesel işlevde kullanılır.
  • Edebiyatta kelimeler mecaz anlamda kullanılırken felsefede gerçek anlamda kullanılır.
  • Edebiyatta sanatlı söyleyiş varken felsefede dil ve anlatım açıktır.
  • Edebiyatta imgeli dil kullanılırken felsefede kavramların hakim olduğu bir dil kullanılır.

Edebiyat ile Psikoloji ve Psikiyatri Arasındaki İlişki

Edebiyat ve psikoloji arasındaki ilişki geçmişe dayanır. Edebi eserlerde psikolojik unsurların tespiti ve edebi eserlerin bilim dalları verileriyle incelenmesi ilk kez Freud ile başlar. Daha sonra Adler gibi psikoloji ve psikiyatrinin önde gelen isimleri Tolstoy gibi edebiyatçıları bu anlamda incelemiştir. Edebiyat ve psikoloji insanı ve insan davranışlarını ele alması, iç dünyayı anlama çabası aradaki ilişkinin temelidir. Edebiyat da psikoloji de insanı yaşadığı çevreyle ele alarak davranışlarına, düşüncelerine ve duygularına yön veren bilinçaltı süreçleri öne çıkarmıştır. Bu benzerlik bir edebi eserin oluşmasında okurla buluşmaya kadar geçen aşamaların birçoğu psikolojiyle ilişkilidir. Mesela bir romanı incelerken kahramanları davranışlarını anlamlandırmak ve metni doğru şekilde yorumlamak için bilim dallarından yararlanılır.

Dilin Tarihî Süreç İçerisindeki Değişimini Etkileyen Sebepler

Dil yaşayan bir varlıktır ve değişime muhtaçtır. Bir dil iç ya da dış sebeplere bağlı olarak değişir. Bu değişimin en belirgin göstergelerinden biri de kelimelerin zamanla uğradığı ses değişimidir. Bunun dışında okuduğunuz metinlerde belirtilen kelimeler aynı kalsa da yüklenen anlamlar zamanla değişebilir. Dil sosyal bir varlık olduğu için insan düşüncesinde, toplumda meydana gelen her değişim dile de uğrar. Siyasi, toplumsal, kültürel, ekonomik değişime ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak dil değişir. Manihaizm’in kabulü, Türklerin Kavimler Göçü sayesinde farklı bölgelere yayılması, İslamiyet’in kabulü, Osmanlı’da Batılılaşma, Tanzimat Fermanı, Cumhuriyet gibi siyasi ve sosyal olaylar hayatımızı değiştirdiği gibi Türkçeyi de etkisi altına almıştır.

Bu tarz olaylar özellikle etkileşim halinde olduğumuz milletlerin dilini de kelime düzeyinde kurallar bakımında Türkçeyi etkisi altına almıştır. Bunun yanında Türkçe de birçok dili etkilemiştir. Diller arasında ortaya çıkan etkileşim dili değiştiren önemli etkilerden biridir. Osmanlı’daki dilde sadeleşme çabası, Yeni Lisan hareketi ve Cumhuriyet döneminde dil devriminde meyvelerini verir. özellikle de Cumhuriyet döneminde Türk Dil Kurumunun kurulması, Türkçe üzerine araştırmalar, okuma yazma oranında artış, kitaplara kolay ulaşma gibi sebepler konuşma diliyle yazı dilini yakınlaştırmıştır. Bu durum da dilin değişim geçirmesine yol açmıştır. Günümüzde ise dilin değişimine yol açan en önemli etkilerden biri de teknolojik gelişmedir. E-posta, televizyon, radyo, İnternet ve sosyal medya gibi birçok değişim dilin de değişmesine yol açmıştır.

İlk Örneklerden Günümüze Türkçenin Önemli Sözlükleri

Bir dilin tüm ya da belli çağda kullanılan kelime ve deyimlerinin alfabe sırasına göre tanımlarını yapan, açıklayan, başka dillerdeki karşılıklarını veren eserlere lügat kitaplarına sözlük denir. Temel başvuru kitapları olan sözlükler yabancı dil öğrenmek için ortaya çıkmıştır. İnsanlar çok eski dönemlerde bile anlamını bilmediği kelimelerin listesini yaparak onlardan kelime dizinleri yapmıştır. Okuyan, araştıran herkes, kendi ana dilinde ya da başka bir dilde anlamadığı kelimenin anlamını incelemek ister. Sözlüklerde dilde yer alan tüm söz varlığı bulunur, tanımları yapılır, okunuşları, yazılışları, vurguları, hangi dilden geldikleri, dil bilgisindeki yerleri gösterilir. Uzak ve yakın, gerçek ve mecaz tüm anlamları örneklerle açıklanır. Bazı sözlüklerde köken bilgisi de verilir. Sözlükler ait olduğu milletin sadece söz varlığını değil, bunun yanında sahip olduğu değerleri, kültürel varlıkları ve yaşama tarzlarını da yansıtır. Sözlükler tek ya da çok dilli, abecesel, genel, lehçebilim, eşanlamlı, eşadlı, terim, argo, deyim ve atasözü sözlükleri gibi çeşitler bulunur. Türk dilinin ilk sözlüğü Divan-ı Lügat’it Türk olarak bilinir.

2 KONU – DİL BİLGİSİ Kelimede AnlamDilin anlamlı en küçük parçası kelimedir. Kelimeler nesne ya da hareketi karşılayan göstergelerdir. Gösterge, birbirinden ayrılmayan, birbirini bütünleyen iki unsurdan meydana gelir. Gösteren kelimenin kulakla işitilen ses yönüyken gösterile zihinde ortaya çıkan tasarımıdır. Bu iki unsur arasındaki bağ zihninizde kelime ile karşılığı olan nesneyi ilişkilendirir. Böylece kelime anlamı doğar.

Anlam Bakımından Kelimeler

Gerçek (Temel) Anlam: Kelimelerin akla gelen ilk anlamına temel anlam adı verilir. Kelimenin gerçek anlamı herkes tarafından bilinen kelimenin ilk anlamıdır. Mesela “burun” dendiğinde ilk akla gelen temel anlamı organ adıdır.

Yan Anlam: Temel anlamla bağlantılı olan ancak zaman içinde ortaya çıkan değişik anlamların her birine yan anlam adı verilir. Yan anlamda olan kelime yakıştırma ve benzerlik ilgisiyle olur. Mesela “Kapının kolu” tamlamasında benzetme yoluyla bir ilgi ortaya konmuştur.

Mecaz Anlam: Bir kelimenin gerçek anlamından tamamen uzaklaşarak yeni bir anlam kazanmasıdır. Bir kelimeye mecaz anlam kazandırabileceğiniz yollar şunlardır:

  • Benzetme, istiare, kinaye, cinas, kişileştirme gibi edebi sanatlar
  • Dolaylama yaparak. (Derya kuzusu: Balık)
  • Ad aktarması, deyim aktarması, duyular arası aktarma yaparak.

Terim Anlam: Bir bilim, sanat ya da meslek dalıyla ilgili kavramı karşılayan kelimelere terim adı verilir. Terimlerin anlamları dar ve sınırlıdır. Terimler gerçek anlamda kullanılan sözlerdir. Terimlerin mecaz, yan ya da deyim anlamı yoktur. Mesela deneme, şiir edebiyatla; üçgen, açı matematikle ilgili terimlerdir.

Somut ve Soyut Anlam: Beş duyu organından herhangi biriyle algılanan kavram ve varlıkları karşılayan kelimelere somut kelimeler denir. Mesela masa, ağaç, insan ve deniz gibi kelimeler somut anlamlıdır. Beş duyu organından herhangi biriyle algılanmayan ancak var oldukları akıl, inanç ve sezgilerle kabul edilen kavram ve varlıkları karşılayan kelimeler de soyut anlamlı kelimelerdir. Mesela akıl, özlem, rüya, güzellik soyut anlamlıdır. Soyut anlamlı kelimeleri kavramak zor olduğu için bu kelimeler somut kelimeler kullanılarak anlatılır. Bu durum somutlama olarak adlandırılır.

Genel ve Özel Anlam: Kelimenin bir türün tamamı için kullanılması genel anlam, o türün sadece biri ya da birkaçını karşılayacak şekilde kullanılması ise özel anlamdır. Mesela “Palto insanı sıcak tutar.” Genel anlam, “Paltosunu otobüste unutmuş.” Özel anlamdır.

ÜNİTE 2 – HİKAYE1 KONU – HİKAYE

1960 Sonrası Türk Hikayesi

Türk hikayesi doğumundan bugüne birçok değişim ve gelişim yaşadı. Özellikle de Cumhuriyet ve sonrasına teknik ve içerik açıdan büyük yol aldı. Bu gelişme 1960 sonrası da devam etti. Hikaye türünün özellikleri tartışılarak kurgu ve içerik açısından yenilikler getirilmiştir. Bu dönemin ortaya çıkan özellikleri şunlardır:

  • Geleneksel anlatım ve yapı yerine yeni teknik ve bakış açıları gelmiştir.
  • Hikaye yazarı sayısının artışı anlayış ve konu bakımından çeşitlilik sağladı. Yazarlar ideolojiye göre toplumcu, gerçekçi, dini ve milli duyarlılık, bireyin iç dünyasına yönelen gibi farklı anlayışlar geliştirdiler. Kahramanlar toplumun farklı kesimlerinden seçilmeye başladı.
  • Gecekondu bölgelerinde yaşayan insanların sorunları, küçük memur ve işçilere ek olarak Almanya’ya giden kişilerin sorunları, kadın sorunları, köyden kente göç, kapitalizmin getirdiği bunalım gibi toplumsal sorunlar ele alındı.
  • Bireyin iç dünyasını anlatan hikayelerde bunalım ve iç çatışmalara yer verildi. Kahramanların iç dünyası tüm yönleriyle anlatıldı. Yazar dış dünya gibi değil, duyumsadığı gibi anlattı.
  • Anlatımda bilinç akışı, iç çözümleme ve iç monolog gibi teknikler öne çıktı.
  • Dini duyarlılığı olan yazarlar da ortaya çıkar.
  • 19702’li yıllarda postmodern yazarlar da hikaye yazmaya başlar.

1980 Sonrası Türk Hikâyesi

80’li yıllar ülkemizde önemli siyasi ve toplumsal olayları barındıran bir dönemdir. Bu olayların sonuçları Türk hikayesini de derinden etkiledi. 80 sonrası hikayede bir yönden gelenek devam etti ancak diğer taraftan da yeni anlayışlar ortaya çıktı. Bu dönem hikayesinde yazarlar ortak bir anlayış yerine bireysel hareket ettiler. Bu dönemde öne çıkan özellikler şunlardır:

  • Toplumsal konulardan çok bireysel konular işlendi.
  • Farklı kurgu teknikleri denendi.
  • Yazarlar postmodernizm anlatım imkanlarını kullandı.
  • İmgesel bir dil kullanıldı.
  • Anlatımda ben-yazar anlatıcı öne çıktı.
  • Eserlerde bireyin toplumsal ilişkileri çevreden soyutlanarak gösterildi.

2 KONU – DİL BİLGİSİ Kelimede AnlamKelimeler Arasındaki Anlam İlişkileri

Eş Anlamlı Kelimeler:  Yazımı farklı ancak anlamları aynı olan kelimelerdir. Bu kelimeler birbirinin yerini tutabilir. Bu kelimelerden birisi genelde yabancı kökenli olur. Mesela cevap-yanıt, doktor-hekim, sene-yıl. Bazı durumlarda eş anlamlı kelimeler birbirinin yerini tutmayabilir.

Yakın Anlamlı Kelimeler: Yazılışları farklı olan ancak anlamdaş gibi göründüğü halde aralarında anlam farkı bulunan kelimelerdir. Bu kelimelerin birçoğu Türkçe kökenlidir. Mesela göndermek- yollamak, çevirmek, dönmek, dost- arkadaş yakın anlamlıdır. Yakın anlamlı kelimelerde genelde cümledeki kullanım belirleyici olur.

Zıt Anlamlı Kelimeler: Anlamca birbirine karşıt olan kelimelerdir. Bu tür kelimeler iki zıt noktayı belirtir. Mesela siyah-beyaz, uzun-kısa, zengin-fakir gibi kelimeler zıt anlamlıdır. Tüm kelimelerin zıt anlamlısı olmaz. Bir kelimenin olumsuzu zıttı olmaz. Mesela git-gitme olumsuzdur.

Eş Sesli Kelimeler: Yazılışı ve okunuşu aynı olduğu halde anlamları farklı olan kelimelerdir. Bunlar yalın halde olduğu gibi ek de alabilir. Bu kelimelerin anlamları arasında bir ilgi yoktur. Mesela yaz kelimesi hem mevsim hem de yazı yazmak anlamında kullanılabilir.

Nicel ve Nitel Anlamlı Kelimeler: Varlıkların sayılabilen, ölçülebilen, azalıp çoğalan özelliklerini gösteren kelimeler nicel; varlıkların nasıl olduğunu, niteliğini gösteren kelimelere ise nitel anlamlı kelimeler denir.

3 KONU – YAZMA Hikaye Yazma Planı

  • Hazırlık: Konu ve tema belirlenir, kişileri ve metin işlevlerini belirleme.
  • Planlama: Olay örgüsünü ve çatışmaları belirleme, mekanı ve zamanı belirleme, anlatıcı ve bakış açısını belirleme.
  • Taslak Metni Oluşturma: Plan doğrultusunda metin yazma, anlatım biçimleri ve tekniklerinden yararlanma.
  • Metni Düzeltme ve Geliştirme: Metin tutarlılığı değerlendirme, anlatım bozukluklar düzeltme, yazım ve noktalama hatalarını düzeltme.
  • Yazılan Metni Paylaşma: Metni, sosyal çevre ya da ağlarda paylaşma.

ÜNİTE 3 – ŞİİR1 KONU – Saf ŞiirSaf Şiir Anlayışı

Bu anlayış şiirde dili her şeyden üstün tutan sembolist bir estetikten doğar. Valery, Mallerme gibi şairler geliştirmiştir. Türk edebiyatında ise Ahmet Haşim ve Yahya Kemal öncüleridir. Bu anlayışın özellikleri şunlardır:

  • İdeolojilerin baskın olduğu dönemde şiiri fikirden kurtarmaya çalışmışlardır.
  • Ölüm, aşk, yalnızlık, metafizik, tabiat sevgisi gibi insanlığı ilgilendiren temalar işlenmiştir.
  • Şiirde musikiden yararlanarak estetik ön planda tutulmuştur.
  • Sanat için sanat anlayışıyla yazılmıştır.
  • İmge ve çağrışıma dayalı bir dil kullanılır.
  • Mükemmeliyetçilik ön plana çıkmıştır.
  • İdeolojiler dışarıda bırakılarak estetik haz uyandıracak şiirler yazılmaya çalışılmıştır.
  • Milli edebiyat döneminde sadeleşen dil benimsenmiştir.
  • Sembolist şairlerden etkilenme vardır.
  • Şiirde ahenk ön plana çıkar.
  • Hece ölçüsü modern şiire yaklaştırılmıştır.

Cumhuriyet Sonrası (1923-1960) Toplumcu Eğilimleri Yansıtan Şiir

Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde eğilimlerden biri de toplumcu gerçekçi anlayıştır. Ağırlıklı şekilde Marksist estetikten beslenmiştir. Türk edebiyatına ise Nazım Hikmet, Ercüment Behzat Lav gibi şairlerle girer. Özellikle Nazım Hikmet’in yolunda toplumcu gerçekçilik edebiyatımızda yaygınlaşır. Bu dönemde halkın sorunlarına eğilmeye çalışılır. İşçilerin ve emekçilerin şairi olduğunu söyleyen Nazım Hikmet, sanatı toplumsal şartların belirlediğini savunur. Serbest nazımla da kendi kuşağını ve sonraki kuşakları etkilemeyi başarmıştır. Toplumcu gerçekçi şairlerin bazı ortak özellikleri bulunur:

  • Serbest nazımla şiir yazarlar.
  • Toplum için sanat anlayışıyla eserler verilir.
  • Yoksulluk, halkın sömürülmesi ve emperyalizm karşıtlığı, özgürlük isteği ve barış özlemi gibi temalar işlenir.
  • Şairler ideolojilerini şiire yansıtır.
  • Daha çok söylev üslubuna yakın bir tonda, yüksek sesle, marş olarak okunmaya uygun şiirler üretilmiştir.
  • Gelecekçilik olan Fütürizm akımından etkilenmişlerdir.

Millî Edebiyat Anlayışını Yansıtan Şiir Türk

Edebiyatımızda ikinci meşrutiyetten sonra Genç Kalemler dergisi etrafında buluşan Ali Canip Yöntem, Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp gibi sanatçılar Milli Edebiyat anlayışının temellerini attı. Türkçülük ve milliyetçilik akımıyla birlikte dilde sadeleşme, hece ölçüsünü kullanma, Anadolu insanının sorunlarını anlatma anlayışına dayanır. Milli edebiyat anlayışı 1910’lu yıllarda başlayarak ikinci dünya savaşına kadar varlığını sürdürmüştür. Cumhuriyetten sonra sanatçılar Anadolu’ya, halk kültürüne ve folkloruna yöneldi. Bu dönemde şiir yazan şairlerin ortak özellikleri şöyledir:

  • Milliyetçilik ve Türkçülük akımı etkileri görülür.
  • Memleket sevgisi, yurt güzellikleri, kahramanlık ve yiğitlik gibi temaları işlediler.
  • Halk şiiri imkanlarından yararlanarak modern şiire yönelmişlerdir.
  • Hece ölçüsünü esas almışlardır.
  • Sade bir dille yazmışlardır. Mahalli söyleyişlere yer vermişlerdir.
  • Şiirlerde söylev tarzında bir eda vardır.
  • Şiirde lirik ögelerin yanında didaktik özellikler de görülür.

Garip Akımı (I. Yeni)

Bu akım şiirimize birçok yenilik ve değişiklik getirerek Türk şiirinin dönüm noktası olmuştur. Orhan Veli Kanık, Oktay Rıfat Horozcu ve Melih Cevdet Anday 1941 yılında birlikte Garip adlı kitap basar. Garipçiler, şiir anlayışını ve görüşünü kitabın ön sözünde dile getirir. Kendilerinden önceki şiir ve sanat anlayışını temelde değiştirmek isterler ve alışılmadık bir şiir anlayışı ortaya koyarlar. Bu şairler ölçü ve uyağa karşı çıkmıştır. Şiirde şairanelikten kaçarak edebi sanatları kullanmadılar. Onlar görülen ve hissedilen şeylerin herkesin kullandığı kelimelerle anlatılmasını, şiirde parça ve mısra güzelliği yerine bütün güzelliğinin önemsenmesini, ahenk konusunda mısracı ve musikicilerin görüşlerinin benimsenmemesini savunmuştur.  Gerçeküstücülük akımı etkisiyle aklın, geleneklerin, alışkanlıkların uzağında bilinçaltı gerçekleri yansıtan bir şiir ortaya koymak isterler. Eskiye ait olan her şeyi yıkmak isteyen Garipçiler, kendilerinden önceki tüm geleneklere reddederek, şiiri düz konuşmadan yatıran bütün özellikleri atmış ve yeni bir şiir estetik anlayışı geliştirmiştir. Yergi ve mizahtan da yararlanarak sıradan insanların duygu ve düşüncelerini doğal şekilde şiire taşıdılar. Şiiri yıpranan kalıptan ve klişeden kurtardılar.

İkinci Yeni

Garip akımına tepki olarak doğmuştur. 1953 yılında örnekleri verilen hareket 6 yıl kadar sürerek 1960’da etkisini kaybetmiştir. Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya, Ece Ayhan, İlhan Berk, Sezai Karakoç ve Ülkü Tamer gibi şairler eser verir.  1956 yılından sonra Pazar Postası isimli dergide bu şairler bir araya gelir. Ortak bir manifesto olmasa da benzer ilkeler benimsemişlerdir. İkinci yeniler kapalılıktan dolayı anlamsızlar, şiir anlayışından dolayı da anlamsız şiir olarak adlandırılmışlardır. Sanat için sanat ilkesiyle hareket ederek seçkin tabakaya hitap eden eserler vermişlerdir. Garipçiler ve toplumcu gerçekçi anlayışa karşı çıkarlar ve saf şiire ulaşmak isterler. Konuşma dilinden uzaklaşarak soyut bir şiir dili oluşturmaya çalışarak Türkçenin yapısını zorlayarak gramer kurallarını görmezden gelirler. Türk şiirine dil kullanımı ve yeni imge oluşturma bakımından yeni bir boyut katarlar. İkinci yeni şiirinin temel özellikleri:

  • Sanat, sanat içindir anlayışı
  • Halka değil, aydınlara seslenmek
  • Edebi sanatları kullanmak
  • İmgeci şiir oluşturmak
  • Konuşma diline, ortak dile sırtını dönmek
  • Kelimelerin çağrışımına dayanan soyut bir şiir dili oluşturmak
  • Halkın hayatından ve kültüründen uzaklaşmak
  • Şehir yaşamında kaybolan yalnız insanları anlatmak.

Dinî Değerleri, Geleneğe Duyarlığı ve Metafizik Anlayışı Öne Çıkaran Şiir

Edebiyatımızda divan ve tekke şairleri tarafından yazılan tasavvufi eserler dini değerleri, geleneğe duyarlığı ve metafizik anlayışı öne çıkaran şiirleri edebiyata kazandırmıştır. Bu gelenek Cumhuriyetle de devam eder. Şairler geleneksel unsurları modern şiir biçimlerine sentezler. Sezgicilik ve mistisizm akımları etkisiyle metafizik ve dini konular ele alınır. Geleneksel Türk İslam kültür, sanat ve edebiyat birikimleri farklı şekilde kullanılmıştır. Necip Fazıl ve Asaf Halet Çelebi gibi sanatçılar bu anlayışı Cumhuriyet döneminde ilk olarak ortaya çıkaran şairlerdir. Bu şairler tasavvufi kavramları, sembol ve mecazları yenden yorumlamıştır; modern şiir imkanlarıyla dini değerler, gelenekler, metafiziğin öne çıktığı şiirler yazılmıştır.

1960 Sonrası Toplumcu Eğilimleri Yansıtan Bir Şiir

Ülkemizde 1940 sonrasında değişen sosyal ve siyasi hayat toplum ve bireyi de değiştirir. Siyasi hayattaki hareketlilik 60’lardan sonra daha da hızlanır. Bu hareketliliğin beraberin sosyal ve kültürel hayattaki problemler şiire yansır. Türk şiiri bu dönemde ülkedeki siyasi, ekonomik, toplumsal gelişmeler etkisiyle İkinci Yeni anlayışından uzaklaşır. Bu dönemde toplumcu gerçekçi anlayış yeniden hız kazanır. 60’larda Nazım Hikmet eserlerinin yeniden yayımlanması o dönemin siyasi atmosferiyle birlikte 60 kuşağının şairlerini etkiler. Sanat hayatının ilk yıllarında etkisi altında oldukları İkinci Yeni’yi bireyci ve toplumdan uzak burjuva şiiri olarak suçlarlar. Halkın hatta bütün dünya halklarının dertleriyle ilgili olurlar ve açık, sade, insancıl bir şiir kurma çabasına girerler. Bu yüzden halk kültürüne yönelerek toplum için sanat anlayışını benimseyen eserler yazarlar.

1980 sonrası Türk Şiiri

80’lerden sonra yaşanan siyasi, sosyal ve ekonomik olaylar Türk edebiyatını da etkilemiştir. Bu dönemde toplumcu gerçekçi anlayış egemenliği bitmiş ve bireysel eğilimler artmıştır. Türk şiirinde bu dönemde orta poetika, belirli bir eğilim ya da edebi topluluk oluşmadı. Yeni arayışlar içine giren şairler, şiirlerini bireysel olarak dergilerde yayımlar. Bu dönemde farklı şiir anlayışına yönelme, iyi şiire ulaşma anlayışı vardır. Şiirde imgeye ve uzak çağrışımlara önem verilir ve şiir düz yazıya yaklaştırarak kapalı anlatımla şiirler yazılır.

Cumhuriyet Dönemi Halk Şiirinin Önemli Temsilcileri Eserleri

Âşık Veysel Şatıroğlu: Sivas’ta doğar. Okuma yazma bilmez ve heceyle yazar. Vatan ve toprak sevgisi, aşk temalarını işler.

Murat Çobanoğlu: Kars doğumludur. Usta çıra ilişkisiyle yetişir. Babasından öğrenerek söylediği Kiziroğlu Mustafa Bey türküsüyle tanınır. Aşıklık geleneğini yaşatmak için yoğun çalışmaları vardır. Taşlama, hikaye, şiir, leb değmez gibi dallarda ödüller vardır. Folklor çalışmaları ve radyoda  aşıklık geleneğiyle programlar yaptı.

Şeref Taşlıova: Ardahan doğumludur. Günümüz saz şairlerinin önemli temsilcilerindendir. Aşk, hasret, tabiat ve sosyal konuları işler. Aşık makamları ve halk hikayeciliğine hakimdir.

Aşık Feymani: Osmaniye doğumludur. Güzelleme, koçaklama, taşlama, nasihat, mektup, destan ve devriye tarzında çok sayıda şiiri vardır. Atışmalarda  başarılıdır ve Çukurova aşıklık geleneğinde önemli yere sahiptir.

Aşık Mahsuni Şerif: Maraş doğumludur. İlk dünyasında kendi iç dünyasını yansıtır. Daha sonra toplumsal konuları konu edinir. Halk şiiriyle toplumcu gerçekçi anlayışı harmanlar. Güncel konularda taşlamaları vardır.

Abdurrahim Karakoç: Maraş doğumludur. Saz çalmaz ama şiirleri halk gelenekleri ile yazılmıştır. Taşlamalarıyla tanınır ve Mihriban adlı şiirleri geniş kesimlerce sevilir.

2 KONU – DİL BİLGİSİ Kelimede AnlamKelimelerde Anlam Değişmeleri

Her bir kelime bir temel nesne ya da hareketi karşılar. Kelimenin zaman içinde karşıladığı kavramdan uzaklaşması ve yeni bir kavram yansıtması durumu anlam değişmesi olarak bilinir.

Anlam Genişlemesi: Bir kelimenin, bir nesnenin, bir işin bir bölümünü ya da bir türünü gösterirken zaman içinde o nesnenin tamamını, bütün türlerini anlatır duruma gelmesidir. Mesela yol kelimesi yürünen yerken, anlamı genişleyerek yöntem anlamı kazanmıştır. Anlam genişlemesine uğrayan kelimelere çok anlamlı kelimeler adı da verilir. Bir kelimenin, anlam genişlemesi yoluyla asıl anlamı olan ilişkisini kaybetmeden yeni anlamlar kazanmasıdır.

Anlam Daralması: Bir kelimenin eskiden anlattığı nesnenin bir bölümünü, bir türünü karşılar duruma gelmesidir. Mesela eski Türkçede çocuk anlamında kullanılan oğul kelimesi günümüzde sadece erkek çocuğu anlamına gelir.

Anlam Kayması: Bir kelimenin başlangıçta karşıladığı anlamdan uzaklaşarak yeni bir anlam kazanmasıdır. Mesela koca kelimesi eskiden yaşlı adam anlamındayken günümüzde kadının eli anlamında kullanılır.

Anlam İyileşmesi: Bir kelimenin eskiden kötü anlamı varken zamanla daha iyi bir anlam kazanmasıdır. Mesela yavuz kelimesi eskiden hırsız anlamındayken günümüzde kahraman anlamında kullanılır.

Anlam Kötüleşmesi: Bir kelimenin eskiden iyi bir anlamı varken zamanla kötü bir anlam kazanmasıdır. Mesela canavar eskiden canlı anlamında kullanılırken günümüzde yırtıcı hayvan anlamına gelerek olumsuz bir anlamı karşılar hale gelmiştir.

3 KONU – SÖZLÜ İLETİŞİM Şiir DinlemeŞiir dinleme etkinliği sırasında dikkat etmeniz gereken durumlar şunlardır:

  • Şiir dinleme sırasında not alarak dinleme, empati kurarak dinleme, seçici dinleme ve eleştirel dinleme gibi tekniklerden birini kullanabilirsiniz.
  • Şiirin temasını tespit edin.
  • Şiirde yer alan birimlerde dile gelen duygu ve düşünce akışını takip edin.
  • Şiirde temel kavramları ve ayrıntıları tespit edin.
  • Size verilmek istenen açık ve örtülü tüm iletileri belirleyin.
  • Şiirde dile getirilen duygu ve iletileri kendi cümlelerinizle ifade edin.
  • Şiirde dile getirilen duygu ve düşünceleri ön bilgilerinizle karşılaştırın.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir