Biyoloji 2 Ünite Özetleri

UNİTE 1 – 1. KONU CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI

NELER ÖĞRENECEĞİZ?
Bu ünitenin sonunda;
I. CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI
1. Canlıların Sınıflandırılmasında Kullanılan Yaklaşım ve Modellerin Tarihi Gelişimi
2. Sınıflandırma Çeşitleri
a) Ampirik (Yapay) Sınıflandırma
b) Filogenetik (Doğal) Sınıflandırma
3. Canlıların Sınıflandırılmasındaki Bazı Güçlükler
4. Canlıların Sınıflandırılmasında Kullanılan Başlıca Kategoriler ve Bu Kategoriler
Arasındaki Hiyerarşi
II. CANLI ÂLEMİ VE ÖZELLİKLERİ
1. Bakteriler
a)Bakterilerin Yapısı
b)Endospor Oluşumu
c) Bakterilerin Üremesi
2. Arkebakteriler
3. Protista Âlemi
4. Mantarlar
5. Bitkiler
a)Damarsız Tohumsuz Bitkiler
b)Damarlı Tohumsuz Bitkiler
c)Damarlı Tohumlu Bitkiler
6. Hayvanlar
a)Omurgasızlar
7. Canlı Âleminin Biyolojik Süreçlere ve Ekonomiye Katkıları
a)Bakterilerin Biyolojik ve Ekonomik Önemi
b)Arkebakterilerin Biyolojik ve Ekonomik Önemi
c) Protistaların Biyolojik ve Ekonomik Önemi
d) Mantarların Biyolojik ve Ekonomik Önemi
e)Bitkilerin Biyolojik ve Ekonomik Önemi
f) Hayvanların Biyolojik ve Ekonomik Önemleri
8. Virüsler
a) Virüs Nedir?
b) Virüsler ve Sağlığımız

ÖZET

Canlıların Sınıflandırılmasında Kullanılan Yaklaşım ve Modellerin
Tarihi Gelişimi
Bilim insanları da dünyada yaşayan canlıları sınıflandırma çabası içerisindedirler. Bu
çaba muhtemelen insanlık tarihinin başlangıcı ile başlamıştır. Ancak bilinen ve kabul
gören ilk sınıflandırmayı yunan filozof Aristoteles yaklaşık 2400 yıl önce (MÖ 384-322)
yapmıştır. Aristo, yaptığı sınıflandırmada canlıları iki ana grup altında toplamıştır. Bitkiler
ve hayvanlar olarak ayırdığı canlıları daha sonra alt gruplara bölerek bildiği tüm
organizmaların sınıflandırmasını tamamlamıştır.
Ampirik (Yapay) Sınıflandırma
Canlıların sadece dış görünüşlerine ve yaşadıkları yere göre sınıflandırılmasına
ampirik sınıflandırma denir. Analog ve homolog olmak üzere iki kısımda incelenir.
Analog (Görevdeş) Organlar
Yapıları yönüyle sadece yüzeysel olarak benzer olup, temel yapıları (kökenleri)
farklı fakat görevleri aynı olan organlara denir.
Homolog (Kökendeş) Organlar
Embriyonik gelişim sırasında aynı hücre gruplarından farklılaşarak gelişen (kö-
kenleri aynı olan) dolayısıyla da yapıları birbirine çok benzeyen fakat görevleri farklı
olabilen organlardır.
Filogenetik (Doğal) Sınıflandırma
Canlıların, ilk devirlerden günümüze gelinceye kadarki birbirleriyle akrabalık iliş-
kileri göz önüne alınarak yapılan sınıflandırmadır.
Adlandırma yapan bilim insanları da buna benzer şekilde her bir tür için ikili adlandırma
yöntemini kullanırlar. Bu ikili adlandırmada ilk ad türün ait olduğu cinsi
ifade eder ve ilk harfi büyük yazılır. İkinci ad tanımlayıcı ad olarak kullanılır ve küçük
harfle yazılır. İkisi birlikte tür adını oluşturur. Tür ve cins adları yazılırken eğik yazı
karakteri kullanılır.
Sınıflandırma Basamakları
Filogenetik sınıflandırma biliminin kurucusu Carolus Linnaeus (Karl Linne), canlıları
sınıflandırırken tür, cins, takım ve sınıf basamaklarını kullanmış fakat ilerleyen
zamanlarda bu basamaklar yetersiz kaldığı için, şube ve familya basamakları da ilave
edilmiştir.

Canlılar Âlemi
Canlılar “Bacteria (bakteriler)”, “Archaea (arkeler)” ve “Eukarya (ökaryotlar)” olmak
üzere üç domain altında toplanmışlardır. Bu üç domain ise bakteriler, arkeler,  protisler, bitkiler, mantarlar, ve hayvanlar olarak altı âlem altında sınıflandırılır.

Bakteriler
Dünyada sayısı en fazla olan canlı grubudur. Bakteriler toprak, tatlı ve tuzlu su,
canlı vücudu ve ölmüş organizmalar gibi çok değişik ortamlarda yaşayabilmektedir.
Birçoğu faydalı canlı grubu olup, bazı türleri zararlı özellik göstermektedir. Basit kültür
ortamlarında rahatlıkla çoğalabilmektedirler.
Arkeler
Arkeler prokaryot hücresel yapıya sahip olan ve birçok özellik bakımından bakterilere
benzerlik gösteren tek hücreli canlılardır. Zorlu şartlara uyum sağlamış canlılardır.

Protista Âlemi
Yaşamsal faaliyetlerin büyük bir kısmını sitoplazmalarındaki organellerde ger-
çekleştirirler. Çekirdek zarı ve zarlı organelleri bulunan ökaryot canlılardır.
Nemli topraklar, su birikintileri, hayvanların vücut sıvıları gibi çok farklı ortamlarda
yaşayabilirler. Tek tek, koloni halinde, serbest ya da parazit olarak yaşayan formları
bulunur.
Mantarlar
Genellikle çok hücreli olan ökaryot canlılardır. Kök, gövde ve yaprak gibi organlara
sahip değildirler. Hareketsizdirler.
Uygun koşullara sahip ortamlarda sporların gelişmesiyle yeni mantarlar oluşur.
Bir hücreli mayaların dışında kalan mantarların yapısında hif adı verilen ipliksi yapı-
lar bulunur.
Hiflerin kendi aralarında birleşmeleri ile miselyumlar oluşur. Miseller canlının bulunduğu
ortama tutunmasında ve beslenmesinde etkili olur.
Bitkiler
Ökaryot hücrelerden oluşan gelişmiş bir organizasyona sahip çok hücreli canlılardır.
Genellikle toprağa bağlı olarak yaşarlar ve aktif olarak yer değiştirme hareketi
yapamazlar. Selülozdan oluşan hücre çeperleri vardır. Depo karbonhidratları
nişastadır. Kloroplast ve diğer plastitleri bulundururlar. Kloroplastları sayesinde fotosentez
yaparak ototrof olarak beslenirler.

Bitkiler; damarsız tohumsuz, damarlı tohumsuz ve damarlı tohumlu bitkiler
olmak üzere üç grupta incelenirler.
Hayvanlar
Heterotrof beslenme şekline sahip çok hücreli organizmalardır. Genellikle hareketlidirler.
Ancak süngerler ve bazı sölenterler gibi hareketsiz olanları da vardır.
Hücreleri çepersizdir ve plastit çeşitlerini bulundurmaz.
Büyüme ve gelişmeleri sınırlıdır. Hayvan gruplarının çoğunda kas, sinir, epitel
gibi dokular gelişmiştir. İskelet yapılarına göre omurgasızlar, ilkel kordalılar ve
omurgalılar olmak üzere üç ana gruba ayrılırlar.
Canlı Âleminin Biyolojik Süreçlere ve Ekonomiye Katkıları
Bakterilerin Biyolojik ve Ekonomik Önemi
Bakteriler insan sağlığı için hem yararlı hem zararlı olabilir. Bakteriler halkasal
DNA’ya sahip olduğu için insülin gibi hormonlar, antibiyotikler, aşılar, kanser tedavisinde
kullanılan bazı kimyasal biyoteknolojik yöntemlerle bakterilerden sağlanır.
Fotosentez yapan bazı siyanobakteriler dünyanın en büyük oksijen üreticileri iken
bazıları ise havanın serbest azotunu canlıların kullanabileceği duruma getiren tek
hücrelilerdir.
Arkebakterilerin Biyolojik ve Ekonomik Önemi
Arkebakteriler bataklılarda, kirli sularda, termitlerin sindirim sisteminde selü-
loz parçalayıcı; hayvan gübrelerinde ve pis su arıtmalarında parçalayıcı olarak kullanılabilmektedir
Protistaların Biyolojik ve Ekonomik Önemi
Protistler endüstri ve canlı atıkların parçalanmasında önemlidir.
Diatomlar tatlı su ve denizlerde yaşayıp hücre duvarlarında silisyum bulundurur.
Bunlar öldükten sonra organik tortul kayaçları oluşturur. Diş macununda parlatıcı
ve izalasyon maddesi olarak kullanılırlar. Ayrıca algler besin olarak da tüketilmektedir.
Mantarların Biyolojik ve Ekonomik Önemi
Mantarlar, yeryüzünde madde döngüsünde görev aldıkaları gibi gıda, fermantasyon
ve ilaç sanayinde de yer alır. Peynir, alkol, antibiyotik, ekmek, yapımında
mantarlardan yararlanılır. Orman ekosisteminde CO2 salınımını gerçekleştirerek
toprağın yapısını, bitki gelişimine hazır hale getirir. Kültür mantarı yetiştiriciliği ekonomiye
önemli katkı sağlar.

Bitkilerin Biyolojik ve Ekonomik Önemi
İnsanoğlunun toprağı işlenebilir hâle getirip tarım yapması 10 000 yıl öncesine
dayanmaktadır. Yabani bitki ve meyveler toplanarak bunların tohumlarının yetiş-
tirilip ıslah edilmesiyle bitkiler, dünya üzerinde gelişmeye başlamıştır. Binlerce bitki
türünden sadece 30 kadar tür bugün yediğimiz besinleri oluşturmaktadır.
Hayvanların Biyolojik ve Ekonomik Önemleri
Süngerler, temizlik işlerinde kullanıldığı gibi ilaç ve kozmetik sanayisinde de
kullanılmaktadır. Mercanlardan süs eşyası yapılmaktadır.
Bazı solucan türleri balık yemi olarak kullanılmaktadır. Bazı midyelerden de
inci elde edilmektedir.
Böceklerden ise biyolojik mücadele için yararlanılmaktadır. Zararlı böcek türlerini
yok etmek için yararlı böcek türleri çoğaltılmaktadır. Bu şekilde biyolojik mü-
cadele sağlanmaktadır.
Virüs Nedir?
Virüsler çapı 20 nm’yi bulan, en küçük biyolojik varlıklardan biridir. Bazen biyolojik
organizmalar olarak adlandırılsalar da hiçbir canlı âlemi altında sınıflandırılmayan
ayrı bir gruptur. Herhangi bir organelleri ve metabolik aktiviteleri olmamasına
rağmen protein kılıfı içinde DNA ya da RNA’ya sahip bu varlıkların canlı olup
olmadıkları önemli tartışma konularından biridir. Virüsler, ancak canlı bir hücrenin
içinde canlılık özelliği gösterip bu hücreden ayrıldığı zaman pasif duruma gecen
varlıklardır.

UNİTE 1 – 2. KONU GÜNCEL ÇEVRE SORUNLARI VE İNSAN

NELER ÖĞRENECEĞİZ?
Bu ünitenin sonunda;
I. GÜNCEL ÇEVRE SORUNLARI VE İNSAN
1. Güncel Çevre Sorunlarının Sebepleri Ve Olası Sonuçları
a) Hava Kirliliği
b) Su Kirliliği
c) Toprak Kirliliği
d) Besin Kirliliği
e) Radyoaktif Kirlilik
f) Ses Kirliliği
g) Işık Kirliliği
h) Asit Yağmurları
i) Erozyon
j) Küresel İklim Değişikliği
k) Yaban Hayatın Tahribi
l) Orman Yangınları
2. Birey Olarak Güncel Çevre Sorunlarının Ortaya Çıkmasındaki Rolümüz
a) Ekolojik Ayak İzi
b) Karbon Ayak İzi
3. Güncel Çevre Sorunlarının İnsan Sağlığı Üzerindeki Etkileri
a) Çevre Sorunları Nedeniyle Ortaya Çıkan Hastalıklar
II. DOĞAL KAYNAKLAR VE BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİN KORUNMASI
1. Doğal Kaynakların Sürdürülebilirliğinin Sosyal, Ekonomik Ve Biyolojik Önemi
a) Doğal Kaynaklar
b) Sürdürülebilirlik Kavramı
c) Türkiye Geneli ve Yerel Çevreden Başarılı Uygulama Örnekleri
2. Biyolojik Çeşitliliğin Önemi
a. Biyolojik Çeşitliliğin Yerel Düzeyde Etkisi
b) Tabiattaki Her Canlı Önemlidir
III. TÜRKİYE’NİN BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ
1. Türkiye’nin Biyolojik Çeşitlilik Bakımından Zengin Olmasının Nedenleri
IV. TÜRKİYE’ DE BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ KORUMA FAALİYETLERİ

ÖZET

Çevrenin canlı öğelerinin hayati aktivitelerini olumsuz yönde etkileyen, cansız
öğeleri üzerinde ise yapısal zararlar meydana getiren ve niteliklerini bozan yabancı
maddelerin hava, su ve toprağa yoğun bir şekilde karışması olayına “çevre kirliliği”
adı verilmektedir.
Hava kirliliği: Hava kirliliği; canlıların sağlığını olumsuz yönde etkileyen ve/
veya maddi zararlar meydana getiren havadaki yabancı maddelerin, normalin üzerindeki
miktar ve yoğunluğa ulaşmasıdır.
Hava kirliliğini kaynaklarına göre 3’e ayırabiliriz;
1. Isınmadan Kaynaklanan Hava Kirliliği:
2. Motorlu Taşıtlardan Kaynaklanan Hava Kirliliği:
3. Sanayiden Kaynaklanan Hava Kirliliği:
Su Kirliliği: Dünyanın dörtte üçünün sularla kaplı olduğu, canlıların ağırlığının
ise %75’ini suyun oluşturduğu düşünülürse, suyun canlı varlıkların yaşamındaki
işlevini anlamak kolaylaşabilir. Yeryüzündeki sular, yüzeysel ve yeraltı suları olarak
gruplandırılabilir. Bunlardan yüzeysel suların %97.6’sı tuzlu sulardır. Tatlı suların bü-
yük bir kısmını kutuplardaki buzullar oluşturmaktadır. Su kirliliği kavramı ile su kaynaklarının
kullanılmasını bozacak ölçüde, organik, inorganik, biyolojik ve radyoaktif
maddelerin suya karışması kastedilmektedir.
Ses Kirliliği: Gürültü; insanlar üzerinde olumsuz etki yapan ve istenmeyen seslere
denir. Gelişmiş ülkelerde teknolojinin gelişmesine bağlı olarak ortaya çıkmış
olan gürültü sorunu, günümüzün önemli çevre sorunlarından birisi olmasına karşın,
ülkemizde az bilinen bir kirlilik türüdür. Gürültü insanların işitme sağlığını ve algı-
lamasını olumsuz yönde etkileyen, fizyolojik ve psikolojik dengelerini bozabilen, iç
performansını azaltan, çevrenin hoşluğunu ve sakinliğini yok ederek niteliğini de-
ğiştiren bir tür kirliliktir.
Toprak Kirliliği: Farklı özelliklerdeki birçok kimyasal madde toprak kirliliğine
neden olmaktadır. Ağır metaller (Pb, Hg, As, Cd, Zn) ve diğerleri, tarımda kullanılan
kimyasal maddeler (Pestisidler, İnsektisitler, Herbisitler), endüstriyel organik
çözücüler, hidrokarbonlar, PAH, petrol ürünleri, VOCs, Sızdıran yeraltı yakıt tankları,
Septik tanklar, Radyoaktif bileşenler.
Besin Kirliliği: Tüm dünyada insanların sağlıklı olmaları, yaşamlarını ve fiziksel
gelişimlerini sürdürebilmeleri için yeterli miktarda ve güvenli gıdayı alabilmeleri,
yeterli ve dengeli beslenebilmeleri gerekir. Bu gereksinimin gıdalardan karşılanması
açısından güvenli ve sağlıklı gıda üretimi ve tüketimi de zorunludur. Dünyada
gıdaya ilişkin sorunlar gün geçtikçe artmaktadır. Bu sorunların başında gıda güvenliğinin
sağlanamaması gelmektedir.

Işık Kirliliği: Kentsel kaynaklı çevre kirliliği ve çevre problemlerinden birisi ışık
kirliliğidir. Işık çevreyi daha iyi görmek, daha kolay çalışmak ve daha güvende hissetmek
için kullandığımız bir araçtır. Ancak giderek artan yanlış aydınlatmalar ışık
kirliliği kavramını güncelleştirmiştir.
Doğal Radyasyon Kaynakları
Vücudumuza solunum ve sindirim yolu ile hava, su, bitkisel ve hayvansal besinlerde
az da olsa bulunan radyoaktif maddeler alınır ve zamanla çeşitli organlarda
birikir. Kozmik ışınlardan ve yerkürede bulunan doğal radyoaktif maddelerden etkilenen
insan vücudu, hem iç hem de dış radyasyon ışınlanmasına maruz kalır.
Kozmik ışınlar: Dünyamız uzaydan gelen yüksek enerjili parçacıklara sürekli
olarak maruz kalır.
Gama ışını: Atom çekirdeği içindeki proton ve nötronların yeniden düzenlenmesi
sonucu oluşur. Işık hızına yakın hıza sahip olan, elektriksel yükü sıfır olan ve
maddelerin içinden neredeyse hiç etkileşmeden geçebilen temel parçacıklardır.
Tehlikelerine karşılık, gama ışınlarından çeşitli yararlar da sağlanır. Tıpta; beyin, tiroit
bezi, böbrek, karaciğer ve pankreas gibi organlardaki düzensizlikleri araştırmak
amacı ile X ışınları yerine kullanılır.
Radon: Renksiz, kokusuz, tatsız, 86 atom numarası ile periyodik cetvelin soy
gazlar sınıfında yer alan radon; kaya, toprak ve sudaki doğal uranyumun radyoaktif
bozulması sonucunda oluşur. Bu bozulma zincirinin ana atomları bütün doğal malzemelerde
bulunabilir. Bundan dolayı radon, tüm yüzey kaya ve toprak parçalarından
ve yapı malzemelerinden ortama salınır.
Erozyon: Erozyon, diğer adıyla aşınım, yer kabuğunu oluşturan kayaçların,
başta akarsular olmak üzere türlü dış etkenlerle yıpratılıp yerinden koparılarak eritilmesi
veya bir yerden başka bir yere taşınması olayıdır.
Su Erozyonu
Bitkilerin kökleri vasıtası ile toprağı tutma, toprağa gelen fazla suyu emme
gibi bağlaştırıcı özellikleri bulunmaktadır. Ağaçlar derin toprağın birkaç kademe altına
kadar kök salmakta ve bu kökler gevşek zemine sahip olan toprakları tutucu
özellik göstermektedir.
Rüzgâr Erozyonu
Bitki örtüsünün zayıf olduğu yerlerde meydana gelmektedir. Çöl gibi ince
kumlu arazilerde, rüzgâr toprağı bir yerden bir diğer yere taşır. Rüzgârın taşıdığı
kum taneciklerinin (ince toprak) yerinde, ufalanabilecek kayalar olmazsa, giden bu
toprak taneciklerinin yerini dolduracak yeni topraklarda meydana gelmemiş olur.
İşte bu erozyon cinsine “Rüzgâr Erozyonu” adı verilir.

Çığ Erozyonu
Çığ; yamaç üzerinde toplanan kar kütlesinin yeni yağan karlarla aşırı yüklenmesi
veya yamaçla bağlantısının zayıflaması halinde, herhangi bir etki ile dengesini
kaybederek dağ yamacından aşağıya doğru kayması ve yuvarlanması olayıdır. Çığ-
lar önlerine gelen engelleri tahrip eder, beraberinde toprak, taş ve ağaçları söker
götürür. Bu şekilde meydana gelen aşınma ve taşınma olayına “çığ erozyonu” denir.
Yerçekimi Erozyonu (Kitle Hareketleri)
Kitle hareketleri, genellikle ayrışma ürünü olan ve sağlam kaya üzerine oturmuş
bulunan örtünün, esas itibariyle yerçekimi etkisi ile küçük veya büyük kitleler
halinde yamacın aşağısına doğru yer değiştirmesi olayıdır.
Buzul Erozyonu
Yüksek dağlık arazilerdeki derelerde, çeşitli zamanlarda oluşmuş buzulların
parça parça aşağılara doğru kayması sırasında, beraberinde moren (buzultaş) denilen
çeşitli büyüklükteki materyal kitlelerini sürüklemesi ile meydana gelen aşınma
ve taşınma olayına ‘’buzul erozyonu’’ denir.
Yaban Hayatın Tahribi:Yaban hayvanları tabiatta serbest olarak yaşarlar. Bunlardan
bir kısmı, yaşama ortamı olarak seçtikleri belirli bir alanın dışına hiç çıkmayıp
yıl boyu o alana bağlı kalırlar. Diğer bir kısmı ise hayatlarının belli bir döneminde
veya belli mevsimlerde uzun yahut kısa mesafeler dâhilindeki başka alanlara göç
ederler. Bununla beraber, gerek tek bir alandan ayrılmayan gerekse göç eden türler,
yaşamaları için muhtaç oldukları, belirli karakteristiklere sahip, yani hayati ihtiyaçlarını
karşılayabilecekleri ortamlara bağımlıdırlar.
Ormanlar
Türkiye arazisinin ¼’ü ormanlarla kaplıdır. Ülkemizdeki ormanlar diğer biyotoplara
göre insan etkisine daha az maruz kalmakta ve nispeten daha stabil oldukları
için yabani türlerin birçoğuna güvenli ortamlar oluşturmaktadır. Bunda, ormanlık
alanlardaki nüfusun nispeten az oluşu, özellikle dağlık yörelerde orman dahilinde
ulaşılması güç noktaların bulunabilmesi ve nihayet ülkemizde ormanlarda aktif korumayı
amaçlayan köklü bir organizasyonun bulunması büyük ölçüde etkili olmaktadır.

Bozkırlar
Dışarıdan bakıldığında bomboş gibi görünen bozkırlar, olağanüstü bir canlı
çeşitliliğine ev sahipliği yapar. Pek ender görülen veya soyu tükenme tehlikesiyle
karşı karşıya bulunan pek çok canlıya bozkırlarda rastlamak mümkündür. Toy Otis
tarda, Mezgeldek Otixtetrax, ÇilkeklekPerdixperdix, AvurtlakCricetusmigratorius,
AraptavşanıAllactagaspp. ve Yaban koyunu Ovisorientalis bunlardan yalnızca birka-
çıdır Doğal bozkırlar Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğine katkıları ve değişik türlere ait
yaşama ortamlarını temsil etmeleri yönüyle oldukça önemlidir.
Sulak Alanlar
Ülkemizde sulak alan adı verilen sahalar, genellikle göller, bataklıklar ve buna
ilaveten baraj gölleri ile akarsu kenarlarıdır. Bunlardan tabii göller ile baraj gölleri,
yaklaşık 906 bin hektarlık bir alanı kaplamaktadır. Ancak bunları, kendilerini çevreleyen,
bataklık, sazlık, çayırlık, otlak gibi arazilerden kesin olarak ayırmak mümkün
değildir.
Yüksek Dağlar
Dağlar; derin nehir vadileri ile birlikte endemik bitkilerin ve relikt canlıların
en sık görüldüğü biyotoplardır. Anadolu’daki dağların yükseklerini kaplayan alpin
doku, pek çok hayvan türünü barındırmaktadır. Yalnız Türkiye’deki yüksek dağlarda
yaşayan yüzlerce canlı türü bulunmaktadır.
Diğer Biyotoplar
Yaban hayatına ev sahipliği yapan yukarıda anlatılanlardan başka; makilik,
fundalık, bataklık, mağara, tarla, bahçe, park, yol kenarı gibi çok çeşitli yaşama alanı
bulunmaktadır. Bunları bazen müstakil birer biyotop, bazen de belirli bir biyotop
içerisinde yer alan farklı karakterde habitatlar olarak mütalaa edilebilir. Mesela bir
mağara yalnız başına düşünüldüğünde, tamamen farklı türlere ev sahipliği yapabilen
başlı başına bir biyotop olarak görülür.
Birey Olarak Güncel Çevre Sorunlarının Ortaya Çıkmasındaki Rolümüz
Yıllardır insanlar hep şu soruyu sormaktadır: İklim değişiyor mu? Eğer iklim
değişmeseydi hâlâ buzul çağında yaşamamız gerekirdi. Bununla birlikte son yıllarda
karbondioksit ve sıcaklıktaki değişimin paralelliği bozulmuş ve karbondioksitteki
artış çok hızlanmıştır.
Ekolojik Ayak İzi
Bu kavram ilk olarak Prof. Dr. William Rees (Vilyım Res), Dr. Mathis Wackernagel
(Matis Vekırnegıl) ve arkadaşları tarafından ortaya koyulmuştur. Ekolojik ayak izi
insanların yaşaması için gerekli kaynakların üretimi, atıkların yok edilmesi amacıyla
kullandıkları biyolojik alanı gösteren bir ölçüdür. Bir toplumun tüketmiş olduğu
kaynakların üretimi ve atıkların yok edilmesi için gereken kara ve su alanlarının tü-
müdür. Bu sayede ne kadar tükettiğimiz, tükettiklerimizin nelere yol açtığı anlaşılarak
bilinçli birer tüketici olmamız sağlanmaktadır.
Karbon Ayak İzi
Karbon ayak izi, bir bireyin bir yılda doğaya verilmesine neden olduğu toplam
karbondioksit miktarının ölçülmesiyle hesaplanır. Her birey ulaşım, ısınma, elektrik
tüketimi, uçak kullanımı veya satın alıp kullandığı çeşitli ürünlerin tüketiminde at-

mosfere karbondioksit bırakır. İşte atmosfere bırakılan karbondioksitin tamamı karbon
ayak izini oluşturur. Genellikle kg veya ton olarak ifade edilir.
Çevre Sorunları Nedeniyle Ortaya Çıkan Hastalıklar
Çevre sorunlarının insanlar üzerinde önemli hastalıklara sebep olması bu hastalıkların
bazen ölüm¬lerle sonuçlanmasına yol açmaktadır. Çevre kirliliğinin canlılar
üzerinde meydana getirdiği hastalıkların başlıcaları astım, kronik bronşit gibi
solunum yolu hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları, böbrek rahatsızlıkları, kanser
vakaları, göz hastalıkları, kolera gibi bulaşıcı hastalıklar, işitme bozuklukları, saldırgan
davranışlar ve strestir.
Doğal Kaynaklar
Doğal kaynaklar; toprak, su, besinler, meralar, ormanlar olarak sınıflandırılır.
Kalkınma büyük oranda, doğal kaynakların verimli bir şekilde organize edilerek
bütün toplumun faydalanacağı şekilde kullanılmasına bağlıdır. Bir ülkenin doğal
kaynakları hakkında bilgi sahibi olması, ekonomik anlamda kalkınmanın temelini
oluşturur.
a) Toprak d) Meralar
b) Ormanlar e) Besinler
c) Su
Sürdürülebilirlik Kavramı
Sürdürülebilir kalkınmanın en çok kullanılan tanımı Dünya Çevre ve Kalkınma
Komisyonu tarafından 1987 yılında yapılan tanımdır. Bu tanıma göre kalkınma “Gelecek
nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme yeteneğini ortadan kaldırmaksızın
şimdiki neslin ihtiyaçlarının karşılanmasıdır.”
Biyolojik Çeşitliliğin Yerel Düzeyde Etkisi
Canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için beslenmek zorundadır. Beslenmenin
gerekliliği canlılar arasında av-avcı ilişkisini ortaya çıkarır. Besin zincirinin ilk basamağındaki
üreticilerden, en üst basamakta bulunan tüketicilere kadar tüm canlılar
etkileşim içindedir. Besin zincirindeki kopmalar, yani türlerin ortadan kalkması, sü-
rekliliği bozar ve biyolojik çeşitliliği azaltır. Yeryüzünde yaşayan birbirinden farklı
tüm canlılar biyolojik çeşitliliği oluşturur.
Türkiye’nin Biyolojik Çeşitliliği
Ülkemizin genetik ve tür çeşitliliği ekosistem çeşitliliği ile yakından ilgilidir.
Orman, step, sulak alan, deniz ve kıyı, dağ ekosistemleri farklı tür canlılar barındırır.

Türkiye, sahip olduğu zengin biyolojik çeşitliliği ile ılıman iklim kuşağının
önemli ülkeleri arasında yer almaktadır. İklim farklılıkları, jeolojik geçmişi, deniz,
göl, akarsu gibi çeşitli ortamların varlığı, yükselti farklılıkları Türkiye’deki biyolojik
zenginliğin nedenlerindendir.
Karalar, denizler ve okyanuslar bir zamanlar bugünkü biçim ve boyutlarında
değildi. Kıtaların hareketleri ile yeryüzünün şekillenmesi için milyonlarca yılın geç-
mesi gerekti. Anadolu’nun da jeolojik zamanlar içinde karaları ve denizleri şekillenirken
farklı ekosistemler birbirleriyle etkileşim hâline geçtiler. Anadolu’nun kıtalar
arasında köprü olma niteliği de bu etkileşimi arttırdı. Bu durum biyolojik çeşitliliğin
artmasında önemli bir etmen oldu.
Türkiye’ de Biyolojik Çeşitliliği Koruma Faaliyetleri
Biyolojik çeşitliliğin korunması için yürütülen çalışmalar iki grupta toplanmaktadır.
Birincisi, canlının yaşadığı doğal ortam içinde korunmasıdır. Bir canlının tüm
yaşamsal ilişkileri, komşulukları yaşadığı ortamda devam etmektedir. Bu demektir
ki siz, bir canlı turunu kendi yaşam ortamında koruma altına alırsanız orada yaşayan
başka türleri de korumuş olursunuz. Bu amaçla çevremizde, milli parklar, tabiat
parkları, tabiatı (doğayı) koruma alanları, habitat/tur yönetim ve işletme alanları,
gen yönetim bölgeleri, gen koruma ormanları oluşturulmuştur.

Önerilen makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir